İstanbul karşımda süzülüyor
Yeni yapılan plazaları tek tek seçebiliyorum.
Tam da istediğim gibi, uzansam dokunabileceğim kadar yakın,
Ama tamamen uzak, bambaşka bir dünyadayım.
Prens adalarının arka bahçesinde,
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’ sine bile konu olan muhteşem
toprakta,
Büyükada’da…
Bir iskemlede oturmuş başlıyorum karalamaya…
İskelesine indiğin anda, muhteşem vapur yolculuğundan sonra
Fark edersin ki; kucaklar bu toprak seni…
Yüzünde kocaman gülümsemeyle bırakırsın ayaklarını
gönlüne...
Sokaklarına girer çıkar, o minik ama güzel evlere hayaller
kurarsın…
Çocukluğumda halamın adadaki o küçük evine nasıl aşık
olduğumu hatırladım da,
Adalı sayarlar mı beni de?
Kısacık bir süre olsa da, ben de içtim suyundan, soludum
havasından.
Ada’nın bu güzel yerli halkı gibi olayım ben de…
Bu avuntuyla, Bir gün bu evlerden biri benim olsun, burada
yaşlanayım! diye dua ederim içimden.
Öyle ki… Yürüdükçe bir başka ruha bürünürsün.
İnsanların yaşattığı mahalle kültürüne ortak olmak istersin.
Faytondan korkar, kokudan rahatsız olur, sonra ona da
alışırsın.
İstanbul trafiğinden, egzozundan, karmaşasından kötü olamaz
yaa
Her yeri tarih, her yerde farklı insanlar, farklı inançlarla
dolu bu toprakta,
Saygıyla yaşayan güzel insanları gözlemlersin.
Hele bir de, sahildeki o restoranları geçip, biraz daha
yürürsen,
İşte benim bu sözlerime ev sahipliği yapan gizli hazineyi
bulursun.
Prinkipo…
Yolu bu güzel restorandan geçenler bilirler.
Muhteşem mezeleri, enfes yemekleri, sıcakkanlı servisi
vardır bu restoranın...
Öyle standart tek tip giyinen garsonlar gibi, mecburi
tebessümlerini giymemişlerdir üstlerine!
Tam önündeki yürüyüş yolundan geçenlere takılır gözün,
kenardaki sokak lambası aydınlatırken masanı…
Bisikletiyle o koca halka küpeli bayan gelir, kahkaha ile
selamlar herkesi, arkada oturan grubun arasına karışır…
Az daha geçmeden gitarlı amca da eklenir gruba…
Ve müzik sesi kulaklarının pasını siler…
Eşlik eder keyiflenirsin sen de…
Enerjileri senin masana kadar yayılır…
Ve o anda anlarsın.
Ruhunun oralara ait olduğunu!
Yıllardır sana espiri yapmamış mıydı arkadaşların?
Trabzon da Rum Pontus zamanından annenlere karışmış bu kan
diye :)
Şakası bir yana.. Seversin bu güzel insanları hiiç tanımasan
bile…
Adalı bir dostun sohbetinde,
ballandıra ballandıra anlatırsın bu restoranı bir gün
Kısa bir süre sonra bir sürpriz gelir sana
Prinkipo’ nun sahibi Nam-ı diğer Fıstık Ahmet’in kitabı…
‘Hoşça kal Prinkipo’
ismiyle selamlar bu eser seni…
Bir rüyaydı unut gitsin! Son sözüyle veda eder.
Birçok Adalı konuk olurlar sana o kitapla…
Ada’ya mecburen veda eden Rumlar gibi,
Ada’da başlayan ya da biten aşkları hatırlatır bu kitap…
Yüzünde kocaman gülümsemeyle çıkarsın yolculuğa, tüm
rüyalardan uyanarak…
Geçmişe, Geleceğe, Su Altı Şehrine…
Ve bir daha bu limana düşerse yolum, Sana Söz!
Bütün demirleri atıyorum!
Ve Gemileri bu limanda yakıyorum!
Artık yolculuk yok günbatımlarında başka limanlara!
Şahidimsin Prinkipo!
Sözümü iyi sakla…

Ağzına yüreğine sağlık...
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil